<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
><channel><title>Hüseyin OKUMUŞ &#8211; Beykoz Takip</title><atom:link href="http://www.beykoztakip.com/author/huseyin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" /><link>http://www.beykoztakip.com</link><description>Beykoz’da olup biteni ilk bilen siz olun</description><lastBuildDate>Wed, 23 Aug 2023 21:23:09 +0000</lastBuildDate><language>tr</language><sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod><sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency><generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator><image><url>http://www.beykoztakip.com/wp-content/uploads/2025/11/cropped-file_00000000c09062439c16b8200071e738-32x32.png</url><title>Hüseyin OKUMUŞ &#8211; Beykoz Takip</title><link>http://www.beykoztakip.com</link><width>32</width><height>32</height></image> <item><title>Makam Sahibi Olmak</title><link>http://www.beykoztakip.com/makam-sahibi-olmak-4695h.html</link><dc:creator><![CDATA[Hüseyin OKUMUŞ]]></dc:creator><pubDate>Fri, 10 Dec 2021 14:22:17 +0000</pubDate><category><![CDATA[YAZARLAR]]></category><category><![CDATA[Makam Sahibi Olmak]]></category><guid isPermaLink="false">http://www.beykoztakip.com/?p=4695</guid><description><![CDATA[Makamın kişiyi müşevveş eden, baş döndürücü bir ortamı vardır. Bu nedenle makama oturan kimse artık kimse düşünülmesi gereken birçok şeyi düşünemez hale gelir.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Normal zamanda hemen fark ettiklerini fark etmez, makama olan düşkünlük ve hırstan, onu elde edenin elinden almak isteyenler her zaman vardır ve var olacaklardır.<br />Makam sahibinin etrafının her zaman iki yüzlü kimseler tarafından kuşatılması, sarılmış olması olasıdır.<br />Samimi olanlardan daha fazla dalkavuklar, yağcılık yapanlar ve kendilerini gizlemiş hainler bulunur.<br />Bunlardan kimisi makam sahibinin sert tutumunun verdiği korkudan, kimisi muhaliflerin destekçisi olmaktan, kimisi de daha fazla çıkar sağlamaktan dolayı gerçek şahsiyetlerini gizleyerek iki yüzlü davranırlar.<br />Makamın dışındakilerinin rahatlıkla görüp fark ettiği birçok husus, makam sahibinin kendisi tarafından fark edilmez, makamın verdiği sarhoşluk onun basiretini bağlar, gözlerini kör eder.<br />Ya da etrafındaki iki yüzlü dalkavukların gerçekleri gizlemesi nedeniyle gerçekleri göremezler.<br />Tarihte bu tür olaylar çok yaşanmıştır, makam sahipleri haysiyetlerini, şereflerini, onurlarını kaybetmişlerdir.<br />Yönetici makamında bulunan kimsenin etrafını saran şeytanlardan tamamen kurtulması imkansızdır ama en aza indirmesi mümkündür.<br />O da ancak adalet ve liyakat ile karar vermesi halinde gerçekleşebilir.<br />Kendi tercihleri ile değil, halkın tercih ve zorlaması ile getirildikleri dünyevi makam ve mevkilerin uhrevi açıdan iç yüzünü gören kâmil insanlar onu ateşten gömlek olarak nitelendirmişlerdir.</p><p>Beykoztakip.com- Yazarlar</p>]]></content:encoded></item><item><title>Şehir De Birlikte Yaşamak (Şehirli Olmak)</title><link>http://www.beykoztakip.com/sehir-de-birlikte-yasamak-sehirli-olmak-2699h.html</link><dc:creator><![CDATA[Hüseyin OKUMUŞ]]></dc:creator><pubDate>Mon, 31 May 2021 14:00:45 +0000</pubDate><category><![CDATA[YAZARLAR]]></category><category><![CDATA[ŞEHİR DE BİRLİKTE YAŞAMAK ( ŞEHİRLİ OLMAK )]]></category><guid isPermaLink="false">http://www.beykoztakip.com/?p=2699</guid><description><![CDATA[Kentli insan, bilinçli insandır, Bir kişinin başarılı olması için önce kendini, sonra ilişkilerini, daha sonra da çevresini kontrol etmesi gerekir. Kentlilik tüketme kültüründen ziyade üretime katılma demektir. Köyde bağ bahçe ve tarla da belli zamanlarda çalışmak, bir miktar ekonomik imkânlarla yaşamak mümkün olduğu için bazen insan zamanlarını boşa geçirmeyi önemsemeyebilir.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Köy kültürü insanı kısmen tembelliğe alıştırır. Şehirde bu mümkün değildir.<br />Herkes çalışmak, üretime katkı sağlamak, kendini geliştirmek ve yenilemek durumundadır. Bireyselliğin daha ön plana çıktığı şehir hayatında herkes işinde, aşında, geçim sıkıntılarına göğüs gererek kendi problemleri ile ilgilenmek durumundadır. İş hacmi, istihdam, üretim, gelir dağılımındaki dengesizlik, asgari ücretteki yetersizlik şehir hayatının diğer sıkıntılarıdır. Kentlilikte önemli olan bir diğer unsur, sosyal dokudur. Sinemaya, tiyatro ya gitmek, kitap okumak ve diğer sosyal aktivitelere katılmak, kent kültürü ve tarihi mirası tanımak, ona sahip çıkmanın ne kadar önemli olduğu yaşamakla anlaşılabilir.<br />Kentte insan sosyalleşebileceği gibi bu değerler içinde kaybolabilir de.<br />Kentlerin kurulmasıyla başlayan kent ve kentlilik kavramını inceleyerek, modern , çağdaş kentleşmenin tarihsel sürecini araştırarak çağdaş demokrat kent ve kentlinin en anlaşılır bir biçimde algılanmasını sağlayacak bilimsel , sanatsal, kültürel, eğitsel çalışmalarda bulunarak demokratik kültürün, demokrasinin kentlere yerleşmesini sağlamak gerekir.<br />Kent içinde yaşamı kolaylaştıracak her türlü çalışmayı gündeme taşıyarak yerel yönetimler kent kültürünü yerleştirir.<br />Kentin sosyal yaşam alanlarının hakça paylaşılmasını sağlamak için projelerini hazırlamak yerel yönetimlerin işi olmalıdır.<br />Kent yaşayanları arasında oluşan ekonomik , eğitim ,sağlık la ilgili dengesizlikleri <a title="Eve gelen escort diyarbakır" href="https://papim.net/istanbul/diyarbakır/" rel="dofollow">Eve gelen escort diyarbakır</a> en azami ne indirgeyecek projeleri kent halkıyla, paylaşacak olan yerel yönetimlerdir. Siyasi partilerde bu projelerin hayata geçirilmesi hususunda gerekli takip ve kontrolleri  yapmalıdırlar.<br />Kent içinde oluşan topluluklar arası iletişimsizlik hem fiziksel mekanda hem de toplumsal dinamikler arasında uçurumlara sebep olmakta kentin bizleri bir birinden kopardığı açıkça ortadır. Kent içinde oluşan sitelerin de ayrıca mahalle kültürünü yok ettiği düşünmekteyim. Bu yüzden kent içi yaşam alanlarında sosyal iletişim ve paylaşım aktiviteleri yerel yönetimler yapmalıdırlar. Bunlar ortak sportif faaliyetleri, ortak eğlenceleri, ortak projeleri yapılarak sosyal iletişim ağı güçlendirilmeli ve kent bilinci oluşturulmalıdır..<br />Kent içi trafik kent içi ulaşım hakkında en modern çağdaş yöntemlerin kent içinde benimsetilmesini sağlamakla olur.<br />Hızla büyüyen kentlerin her türlü eylemini yakından takip ederek bu süreçte özellikle göç alan şehirlerde hızlı değişimlere sebep olan neden ve sonuçlara ilişkin bilimsel çalışmalarda bulunarak kamuoyuyla paylaşmak yerel yönetimin işidir.<br />Büyük şehirlere göç edenlerin modern hayata dahil olma istemlerini yaratmak ve bu yöndeki çalışmalarına destek olarak kente ait olma duygusunu ve özgüvenini yaratmak yerel yönetimin işidir. Özellikle kente göç eden gruplar hemşeri dernekleriyle kendi örf, adet ve geleneklerini canlı tutmak için modern gelişmeye karşı direnirler. Bu derneklerle iş birliğinde bulunarak, şehirdeki bu değişim ve gelişimi titizlikle takip etmelerini sağlayarak dernek üyelerini eğiterek, yeni yaşam tarzını benimsetme ve şehir hayatına alıştırma etkinliklerine destek olmaktır yerel yönetimin işi. Farklılıkları hazmetmeye ve yeni yaşam tarzlarına ayak direnenleri ise anlayışla bu sürece yaklaştırma çalıştırmalarına yardımcı olmalıdır.<br />Kentleşme sürecinde metropol şehir olmaya aday yerleşim birimleri sürekli bir değişim içindedir. Köyden göç eden insanların şehir hayatına ayak uydurmaları ve kendilerini yenilemeleri yönünde her türlü çalışmayı destekleyerek kent ve kentlilik bilincini geliştirmek yerel yönetimin işidir.<br />Kentli aile, kentli bireyin oluşumunu sağlamak kent kültürünü korumak ve geliştirmek ve aynı zamanda modern, çağdaş toplumsal bilincin oluşturulmasını sağlamak hedef <a title="Ofise gelen escort eskişehir" href="https://papim.net/istanbul/eskisehir/" rel="dofollow">Ofise gelen escort eskişehir</a> olmalıdır. Geçmişi, içinde bulunduğu durumu ve geleceğini dikkate alarak bulunduğu toplumda, geçmiş bilgilerin etkisiyle geleceği belirleme yeteneğine kavuşur. Kişi yeteneklerini geliştirirken örgütsel, düşünsel, fiziksel, sanatsal, coğrafi ve bilgi gibi birçok sahadan gıda alır. Bu kişiliklerden oluşmuş bireyler topluluğu da &#8220;toplumu&#8221; ve &#8220;toplum bilincini&#8221; oluşturur. Bireyin üretim değerlerinden oluşan her şey o toplumun kültürünü oluşturur. Bir kentin ürettiği her değer de o kentin kültürünü oluşturur. Kentli gençliği bir araya getirerek hem gençliğin hem de kentin geleceğinin hakkında gençlerin söz sahibi olmasına fırsat verecek sosyal sorumluluk projeleri hazırlamak ve diğer demokratik sivil toplum örgütleriyle meslek odalarımızla oluşan projeyi birlikte uygulamak çalışmadır. Bu çalışmanın ortaklarının her zaman bir arya geleceği bir platformun oluşmasını sağlamak derneğimizin amaçlarındandır. Şehirlerin gelişmesine en önemli katkıyı yerel yönetimler yapmaktadır. Şehrin dinamiklerini ve yönetim erkini bir bütün olarak ele aldığınızda sivil toplum örgütlerinin yönetimin bir parçası olduğu görülür. Hem şehri dernekleri de bir sivil toplum örgütü olarak yönetimde söz sahibi ve yöresel dayanışmayı amaçlayan legal örgütlerdir. Kent yönetimi yapacağı tüm uygulamalarda bu dernekleri dikkate alması gerekir. Bu sebeple oluşacak kent konseylerinde bu derneklerin temsil edilmelerini sağlamak yerel yönetimin hedefleri arasında olmalıdır. Hangi sebeple olursa olsun, hızlı değişmelerin yaşandığı kültürlerde, kültür boşlukları, kültür şokları, maddi ve manevi yapı farklılaşmaları gibi isimlendirilen değişik sıkıntılar yaşanmakta, toplum için de parçalanmalar olmaktadır. Kültürde buhran olarak isimlendirilen şey, bu ve benzeri oluşlardır. Bugün bütün dünyayı etkisi altına alan küresel değerler yanında, yerel kültürel değerlere doğru da bir yöneliş vardır. Bunun nedeni de toplumunuzun dönemler içinde meydana getirdiği değerlerin aslında toplumu ayakta tutan değerler olduğunun anlaşılmasıdır. Batıdaki modernleşmeyi topluma uydurmaya çalışırken toplumun meydana <a title="muğla dolgun escort" href="https://papim.net/istanbul/mugla/" rel="dofollow">muğla dolgun escort</a> getirdiği kültürel değerleri modernleşmeye aykırı diye hiçe saymak ve ortadan kaldırmak, batı toplumunu bir krizin içine sokmuştur. Oysa toplumsal değişme ve modernleşme, ancak kültürel değerleri reddetmeden başarılı olabilir.</p>]]></content:encoded></item><item><title>Övünmek ve Kibir!</title><link>http://www.beykoztakip.com/ovunmek-ve-kibir-2432h.html</link><dc:creator><![CDATA[Hüseyin OKUMUŞ]]></dc:creator><pubDate>Thu, 29 Apr 2021 16:11:34 +0000</pubDate><category><![CDATA[YAZARLAR]]></category><guid isPermaLink="false">http://www.beykoztakip.com/?p=2432</guid><description><![CDATA[Hiç alakasız konularda bile dikkatleri üzerine çekmek istedikleri anda kullandıklarını sıklıkla görürüz. Sürekli dürüst, doğru, ahlaklı olma hallerini durduk yere gözünüze sokmaktan geri kalmazlar.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bu duruma derinlere gizlenmiş kişilik problemlerinin ilk fırsatta yüzeye çıkma hali de demek mümkün. Kişi sorunlarını o kadar bastırmış, kendinde var olanı o kadar yok saymıştır ki farkında bile değildir ne ile ne için, neden övündüğünden. Bir ömür böyle yaşar gider onun olduğunu sandığı lakin aslında olmayan “yok şeyiyle” övünerek. Anlaşılmayansa bunların zaten fazladan bir övünme nedeni olmaması. Var olan vasıflarıyla, özellikleriyle övünmek bir çeşit anlatma hastalığının ürünü de diyebiliriz Okullarıyla, kolejleri süper liseleri, Boğaziçi, İTÜ, OTDÜ vs den aldıkları janjanlı diplomalarıyla ve de oraya endeksli mesleki eğitimle övünüp duranlardır bunun uygulayıcıları hadi bunları gelecekleri, istikballeri adına kişisel gelişimleri için aldıkları diplomaların, sertifikaların hatırına kabul edelim. Kazanmıştır diyelim, “çabası, emeği var, bunları hak ederken döktüğü ter var” deyip geçelim. Neticede tamamen kişinin tıynetine bağlıdır bir emek sarf ederek, çaba göstererek, gerçekten uğraşarak edindikleriyle övünmek başarılarıdır diyelim ve bu işe fazla karışmayıp bunu da başka bir zamanki yazımıza saklayalım!<br />Övünmek ve ikiz kardeşi kibir öyle bir şeydir ki; bazen yanardağ gibi fışkırdığı anlar olur, işte en beter anlar bu anlardır. Herhangi bir sosyal faaliyette öne çıkma çabaları ile depreşir dururlar. Onun bunun sırtında kalan ihanete dayalı ayak izleri hiç umurlarında bile olmaz. Onlar için varsa yoksa egolarının şişirilmesi için gerekli olan gazdır. Bu gaz nasıl olursa olsun, Yeter ki onları yukarı taşısın. Bunlar sosyal faaliyetlerde sıklıkla infilak ederler.</p><p>Küçücük bir ilgi görürlerse onu devleştirir övünecek bir şey daha bulmuş olurlar, aylarca, bazen yıllarca, hatta öyle vakalara rastlanmıştır ki bir ömür boyu bu durumu anlatır durur(!) Kurumun büyümesi başarısı sanki bunlara endekslenmiş gibi böbürlendikçe böbürlenirler.<br />Malumunuz ve hepiniz bilirsiniz, en azından bir kerede olsa başınıza gelmiştir “benim en kötü huyum” diye konuşmaya başlık açar “abi ben her şeyi adamın yüzüne söylerim” diye devam eder. Hele ki şöyle; “benim en kötü huyum da insanları çok sever, çok değer veririm” diyen hıyar kokan bir söylem vardır ki evlere şenlik! Birde bunların yaptıklarıyla övünen türleri vardır ki, düşman başına! Yaptıklarıyla övünmek dedikte aklımıza geldi, yazalım beraber düşünelim dedik!<br />Adam ciğerciden içeri girer damadıyla karşılaşır. Hoş beşten sonra, damat; “hayırdır baba” der, kayınpeder; “ciğer alacağım damat” der.<br />Damat “Baba ben fazla aldım al birini götür eve” der.Baba ciğeri alır evin yolunu tutar.Ertesi gün damatla karşılaşan kayınpedere damadın ilk kelamı; “Baba ciğer nasıldı?” olur.Baba, “iyiydi evlat” der.<br />Daha sonraki gün yine karşılaşırlar damadın yine ilk kelamı; “Baba ciğer <a title="istanbul 18 yaş escort" href="https://papim.net/" rel="dofollow">istanbul 18 yaş escort</a> nasıldı?” olur.Baba, yine “iyiydi evlat” der.Üçüncü gün kayınpederiyle karşılaşan damat; Baba keşke ciğeri yahni yapsaydın, der.Dördüncü gün; Baba keşke ciğeri tava yapsaydın, der.Beşinci gün; Baba keşke ciğeri sote yapsaydın, der.<br />Altıncı gün damatla karşılaşan kayınpedere damadın ilk kelamı; “Baba ciğer nasıldı?” der demez kayınpeder; Ulan damat senin ciğerinin de seninde biiiiiiipppp diye uzunca ağız dolusu küfrü damadına boca eder. (!)Demek ki; Tevazudan marifet doğar, fazla övünmekten ciğer kokar(!)<br />Hiç alakasız konularda bile dikkatleri üzerine çekmek istedikleri anda kullandıklarını sıklıkla görürüz. Sürekli dürüst, doğru, ahlaklı olma hallerini durduk yere gözünüze sokmaktan geri kalmazlar.<br />Bu duruma derinlere gizlenmiş kişilik problemlerinin ilk fırsatta yüzeye çıkma hali de demek mümkün. Kişi sorunlarını o kadar bastırmış, kendinde var olanı o kadar yok saymıştır ki farkında bile değildir ne ile ne için, neden övündüğünden. Bir ömür böyle yaşar gider onun olduğunu sandığı lakin aslında olmayan “yok şeyiyle” övünerek. Anlaşılmayansa bunların zaten fazladan bir övünme nedeni olmaması. Var olan vasıflarıyla, özellikleriyle övünmek bir çeşit anlatma hastalığının ürünü de diyebiliriz Okullarıyla, kolejleri süper liseleri, Boğaziçi, İTÜ, OTDÜ vs den aldıkları janjanlı diplomalarıyla ve de oraya endeksli mesleki eğitimle övünüp duranlardır bunun uygulayıcıları hadi bunları gelecekleri, istikballeri adına kişisel gelişimleri için <a title="bursa özel escort" href="https://papim.net/istanbul/bursa/" rel="dofollow">bursa özel escort</a> aldıkları diplomaların, sertifikaların hatırına kabul edelim. Kazanmıştır diyelim, “çabası, emeği var, bunları hak ederken döktüğü ter var” deyip geçelim. Neticede tamamen kişinin tıynetine bağlıdır bir emek sarf ederek, çaba göstererek, gerçekten uğraşarak edindikleriyle övünmek başarılarıdır diyelim ve bu işe fazla karışmayıp bunu da başka bir zamanki yazımıza saklayalım!<br />Övünmek ve ikiz kardeşi kibir öyle bir şeydir ki; bazen yanardağ gibi fışkırdığı anlar olur, işte en beter anlar bu anlardır. Herhangi bir sosyal faaliyette öne çıkma çabaları ile depreşir dururlar. Onun bunun sırtında kalan ihanete dayalı ayak izleri hiç umurlarında bile olmaz. Onlar için varsa yoksa egolarının şişirilmesi için gerekli olan gazdır. Bu gaz nasıl olursa olsun, Yeter ki onları yukarı taşısın. Bunlar sosyal faaliyetlerde sıklıkla infilak ederler.</p><p>Küçücük bir ilgi görürlerse onu devleştirir övünecek bir şey daha bulmuş olurlar, aylarca, bazen yıllarca, hatta öyle vakalara rastlanmıştır ki bir ömür boyu bu durumu anlatır durur(!) Kurumun büyümesi başarısı sanki bunlara endekslenmiş gibi böbürlendikçe böbürlenirler.<br />Malumunuz ve hepiniz bilirsiniz, en azından bir kerede olsa başınıza gelmiştir “benim en kötü huyum” diye konuşmaya başlık açar “abi ben her şeyi adamın yüzüne söylerim” diye devam eder. Hele ki şöyle; “benim en kötü huyum da insanları çok sever, çok değer veririm” diyen hıyar kokan bir söylem vardır ki evlere şenlik! Birde bunların yaptıklarıyla övünen türleri vardır ki, düşman başına! Yaptıklarıyla övünmek dedikte aklımıza geldi, yazalım beraber düşünelim dedik!<br />Adam ciğerciden içeri girer damadıyla karşılaşır. Hoş beşten sonra, damat; “hayırdır baba” der, kayınpeder; “ciğer alacağım damat” der.<br />Damat “Baba ben fazla aldım al birini götür eve” der. Baba ciğeri alır evin yolunu tutar. Ertesi gün damatla karşılaşan kayınpedere damadın ilk kelamı; “Baba ciğer nasıldı?” olur. Baba, “iyiydi evlat” der.<br />Daha sonraki gün yine karşılaşırlar damadın yine ilk kelamı; “Baba ciğer nasıldı?” olur. Baba, yine “iyiydi evlat” der. Üçüncü gün kayınpederiyle <a title="izmir sex partner" href="https://papim.net/istanbul/izmir/" rel="dofollow">izmir sex partner</a> karşılaşan damat; Baba keşke ciğeri yahni yapsaydın, der. Dördüncü gün; Baba keşke ciğeri tava yapsaydın, der. Beşinci gün; Baba keşke ciğeri sote yapsaydın, der.<br />Altıncı gün damatla karşılaşan kayınpedere damadın ilk kelamı; “Baba ciğer nasıldı?” der demez kayınpeder; Ulan damat senin ciğerinin de şeninde biiiiiiipppp diye uzunca ağız dolusu küfrü damadına boca eder. (!)Demek ki; Tevazudan marifet doğar, fazla övünmekten ciğer kokar(!)</p>]]></content:encoded></item><item><title>Montrö Boğazlar Sözleşmesi Nedir, Önemi Nedir?</title><link>http://www.beykoztakip.com/montro-bogazlar-sozlesmesi-nedir-onemi-nedir-2343h.html</link><dc:creator><![CDATA[Hüseyin OKUMUŞ]]></dc:creator><pubDate>Mon, 05 Apr 2021 12:12:12 +0000</pubDate><category><![CDATA[YAZARLAR]]></category><category><![CDATA[Montrö Boğazlar Sözleşmesi nedir]]></category><guid isPermaLink="false">http://www.beykoztakip.com/?p=2343</guid><description><![CDATA[Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 1936'da imzalanan ve Türkiye'ye İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerinde kontrol ve savaş gemilerinin geçişini düzenleme hakkı veren uluslararası sözleşmedir.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sözleşme, Türkiye&#8217;ye Boğazlar üzerinde tam kontrol hakkı verir ve barış zamanı sivil gemilerin özgürce geçişini garantiler. Sözleşme, Karadeniz&#8217;e kıyısı olmayan ülkelere ait savaş gemilerinin geçişini sınırlar. 1923&#8217;te Lozan Antlaşması ile birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesi&#8217;nin yerine geçmiştir. Bu sözleşmeyle birlikte Uluslararası Boğazlar Komisyonu&#8217;nun da görevi sonlanmıştır.</p><p><strong>1936’DA İMZALANDI</strong></p><p>Boğazların rejimini değiştirecek olan konferans, 22 Haziran 1936&#8217;da İsviçre&#8217;nin Montrö kentinde toplanmıştır. İki ay süren toplantılardan sonra 20 Temmuz 1936&#8217;da Bulgaristan, Fransa, Büyük Britanya, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Türkiye tarafından imzalanan yeni Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye&#8217;nin kısıtlanmış hakları iade edilmiş ve boğazlar bölgesinin egemenliği Türkiye&#8217;ye geçmiştir.</p><p>Türkiye daha önce Sovyetler Birliği ile yaptığı saldırmazlık antlaşması uyarınca Sovyetler Birliği&#8217;nin de desteği alınmıştır. Sözleşme 9 Kasım 1936&#8217;da yürürlüğe girmiş ve Milletler Cemiyeti Sözleşme Serisi&#8217;ne 11 Kasım 1936&#8217;da kaydedilmiştir.</p><p><strong>MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ’NİN ÖNEMİ</strong></p><p>Montrö Antlaşması, Türkiye’nin milli çıkarlarını kapsar. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, tıpkı Lozan Barış Antlaşması gibi Türkiye açısından vazgeçilmez niteliktedir. Sözleşme, Türkiye&#8217;ye Boğazlar üzerinde tam kontrol hakkı verir ve barış zamanı sivil gemilerin özgürce geçişini garantiler. Anlaşma, Türkiye&#8217;ye İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerinde kontrol ve savaş gemilerinin geçişini düzenleme hakkı verir.</p><p><strong>MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ’NİN MADDELERİ</strong></p><p>Ticari Gemilerin Geçiş Rejimi ile Savaş Gemilerinin Tâbi Olacağı Yaptırımlar ve Geçiş Rejimi hakkında detaylı maddelerin yer aldığı Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin bazı maddeleri şu şekilde:</p><p><strong>Ticari Gemilerin Geçiş Rejimi</strong></p><p>&#8211; Barış zamanında, gündüz ve gece, bayrak ve yük ne olursa olsun, hiçbir işlem (formalite) &#8211; sağlık denetimi hariç &#8211; olmaksızın Boğazlar&#8217;dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır.</p><p>&#8211; Savaş zamanında Türkiye, savaşan değil ise bayrak ve yük ne olursa olsun Boğazlar&#8217;dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır. Kılavuzluk ve yedekçilik (römorkörcülük) isteğe bağlı kalmaktadır.</p><p>&#8211; Savaş zamanında Türkiye savaşta ise, Türkiye ile savaşta olan bir ülkeye bağlı olmayan ticaret gemileri, düşmana hiçbir biçimde yardım etmemek koşuluyla Boğazlar&#8217;da geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır. Bu gemiler Boğazlar&#8217;a gündüz girecekler ve geçiş, her seferinde Türk makamlarınca gösterilecek yoldan yapılacaktır.</p><p>&#8211; Türkiye&#8217;nin kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karşısında sayması durumunda, Boğazlar&#8217;dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır; ancak gemilerin Boğazlar&#8217;a gündüz girmeleri ve geçişin her seferinde Türk makamlarınca gösterilen yoldan yapılması gerekecektir. Kılavuzluk, bir durumda zorunlu kılınabilecek; ancak ücrete bağlı olmayacaktır.</p><p>Savaş Gemilerinin Tâbi Olacağı Yaptırımlar ve Geçiş Rejimi</p><p>1. Barış Zamanı</p><p>&#8211; Karadeniz&#8217;e kıyıdaş devletler, bu deniz dışında yaptırdıkları ya da satın aldıkları denizaltılarını, tezgâha koyuştan ya da satın alıştan Türkiye&#8217;ye vaktinde haber verilmişse, deniz üslerine katılmak üzere Boğazlardan geçirme hakkına sahip olacaklardır. Söz edilen devletlerin denizaltıları, bu konuda Türkiye&#8217;ye ayrıntılı bilgiler vaktinde verilmek koşuluyla, bu deniz dışındaki tezgâhlarda onarılmak üzere de Boğazlardan geçebileceklerdir. Gerek birinci gerek ikinci durumda, denizaltıların gündüz ve su üstünden gitmeleri ve Boğazlardan tek başlarına geçmeleri gerekecektir.</p><p>&#8211; Savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesi için, Türk Hükümeti&#8217;ne diplomasi yoluyla bir ön bildirimde bulunulması gerekecektir. Bu ön bildirimin olağan süresi sekiz gün olacaktır; ancak, Karadeniz kıyıdaşı olmayan devletler için bu süre on beş gündür.</p><p>&#8211; Boğazlardan geçişte bulunabilecek bütün yabancı deniz kuvvetlerinin en yüksek toplam tonajı 15.000 tonu aşmayacaktır.</p><p>&#8211; Herhangi bir anda, Karadeniz&#8217;in en güçlü donanmasının (filosunun) tonajı sözleşmenin imzalanması tarihinde bu denizde en güçlü olan donanmanın (filonun) tonajını en az 10.000 ton aşarsa diğer kıyıdaş ülkeler Karadeniz donanmalarının tonajlarını en çok 45.000 tona varıncaya değin arttırabilirler. Bu amaçla, kıyıdaş her Devlet, Türk Hükûmetine, her yılın 1 Ocak ve 1 Temmuz tarihlerinde, Karadeniz&#8217;deki donanmasının (filosunun) toplam tonajını bildirecektir; Türk Hükûmeti de, bu bilgiyi, kıyıdaş olmayan diğer devletlerle Milletler Cemiyeti nezdinde paylaşacaktır.</p><p>&#8211; Bununla birlikte, Karadeniz kıyıdaşı olmayan bir ya da birkaç Devlet, bu denize, insancıl bir amaçla deniz kuvvetleri göndermek isterlerse, bu kuvvetin toplamı hiçbir varsayımda 8.000 tonu aşamaz.</p><p>&#8211; Karadeniz&#8217;de bulunmalarının amacı ne olursa olsun, kıyıdaş olmayan devletlerin savaş gemileri bu denizde yirmi-bir günden çok kalamayacaklardır.</p><p>2. Savaş Zamanı</p><p>&#8211; Savaş zamanında, Türkiye savaşan değilse, savaş gemileri <a title="istanbul escort" href="https://papim.net/" rel="dofollow">istanbul escort</a> yukarıda belirtilen koşullar içinde, Boğazlar &#8216;da tam bir geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır.</p><p>&#8211; Saldırıya uğramış bir Devlete ve Türkiye&#8217;yi bağlayan bir karşılıklı yardım antlaşması gereğince yapılan yardım durumları dışında savaşan herhangi bir Devletin savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesi yasak olacaktır.</p><p>&#8211; Karadeniz&#8217;e kıyıdaş olan ya da olmayan devletlere ait olup da bağlama limanlarından ayrılmış bulunan savaş gemileri, kendi limanlarına gitmek maksadıyla boğaz geçişi yapabilirler.</p><p>&#8211; Savaşan devletlerin savaş gemilerinin Boğazlar &#8216;da herhangi bir el koymaya girişmeleri, denetleme (ziyaret) hakkı uygulamaları ve başka herhangi bir düşmanca eylemde bulunmaları yasaktır.</p><p>&#8211; Savaş zamanında, Türkiye savaşan ise, savaş gemilerinin geçişi konusunda Türk Hükûmeti tümüyle dilediği gibi davranabilecektir.</p><p>&#8211; Türkiye kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karsısında sayarsa, Türkiye savaş durumu geçiş rejimini uygulamaya <a title="Escort kızlar bursa" href="https://papim.net/istanbul/bursa/" rel="dofollow">Escort kızlar bursa</a> başlayacak ancak; Milletler Cemiyeti Konseyi Türkiye&#8217;nin aldığı önlemleri 3&#8217;te 2 çoğunlukla haklı bulmazsa Türkiye bu önlemlerini geri almak zorunda kalacaktır.</p><p>Genel Hükümler</p><p>&#8211; Boğazlar kayıtsız şartsız Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ne bırakılacak, tahkimat yapmak hakkı tanınacaktır.</p><p>&#8211; Türk Hükûmeti, sözleşmenin, savaş gemilerinin Boğazlardan geçişine ilişkin her hükmünün yürütülmesine göz kulak olacaktır.</p><p>MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ’NİN FESİH ŞARTLARI</p><p>Sözleşmenin süresi, yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak, 20 yıl sürecektir. Bununla birlikte, sözleşmenin 1. maddesinde doğrulanan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğü ilkesinin sonsuz bir süresi olacaktır.</p><p>20 Temmuz 1956&#8217;da sözleşmenin süresi bitmiş, sözleşmeyi <a title="izmir escort manken" href="https://papim.net/istanbul/izmir/" rel="dofollow">izmir escort manken</a> imzalayan devletler Montrö Boğazlar Sözleşmesi&#8217;ni değiştirmek için girişimlerde bulunmuşlar ancak başarılı olamamışlardır.</p><p>Uluslararası Deniz Hukuku kuralları ve fesih şartlarında da belirtildiği gibi gemilerin uğraksız geçiş (transit değildir) hakkı gereği sözleşmenin değişmesi durumunda dahi Türk Boğazlarından geçecek hiçbir gemiden zorunlu ücret talep edilemeyecektir.</p>]]></content:encoded></item><item><title>Özgürlük Mü, Yeni Hegemonya Mı?</title><link>http://www.beykoztakip.com/ozgurluk-mu-yeni-hegemonya-mi-2272h.html</link><dc:creator><![CDATA[Hüseyin OKUMUŞ]]></dc:creator><pubDate>Mon, 29 Mar 2021 16:56:08 +0000</pubDate><category><![CDATA[YAZARLAR]]></category><category><![CDATA[ÖZGÜRLÜK mü]]></category><category><![CDATA[yeni HEGEMONYA mı?]]></category><guid isPermaLink="false">http://www.beykoztakip.com/?p=2272</guid><description><![CDATA[Ana bileşenlerinden biri sosyal medya olan ‘YENİ MEDYA’ üzerinden, bizlerin haberdar olmadığı bir oyun oynanmaktadır. Bu oyunun şu anki adı, DÜNYAYI YÖNETMEKTE ve KONTROL ETMEKTE olan Kapitalizmdir.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bu yönetimi daha sağlam bir şekilde gerçekleştirebilmek için DÖNEMSEL olarak oyunun içine YENİ OYUNCAKLAR sunan SİSTEM, bugün gerçek ve sanal arasındaki köprü olan YENİ MEDYA yı ve onun DOKUNMATİK OYUNCAKLARI nı devreye sokmuştur.</p><p>Kişinin karşılıklı iletişim kurmasından öte, aslında kendini ifade etme ve hatta toplumda yerini belirleme elemanı haline dönüşen YENİ MEDYA, iletişimin ANA ARACI haline gelmiştir. Bu bağlamda, DİJİTAL TOPLUMA GEÇİŞ sürecinde teknik ve teknoloji kavramları ışığında, BİREYİN BİYOLOJİK DÜNYASI tekniyuma(1) dönüşmüş haldedir.</p><p>Kapitalizmin kaynağı olan bilgiyle birlikte DİJİTAL TOPLUM da biçimlen(diril)mekte, HOMOJEN BİR YAPIYA DÖNÜŞMEKTEDİR. Bu dönüşüm sürecinde ise teknik ve teknoloji olgusu araç olarak kullanılmaktadır. Ancak bu araç artık günümüzün bir amacı olan nesnenin özneye dönüşmesine de olanak sağlamaktadır. Özellikle günümüzün teknolojisi kendi gücünü artırmanın yanında, BİREYİN BİÇİMLENDİRİCİSİ ve İMAJ BELİRLEYİCİSİ haline de gelmiştir.</p><p><strong>Tekniğin uzantısı teknoloji</strong></p><p>TEKNOLOJİ kelimesi etimolojik olarak Yunanca ‘techner’ ve ‘logos’ kelimelerinin birleşimiyle oluşmuştur. ‘Techner’in karşılığı ‘YAPMAK’, ‘logos’un ise ‘BİLMEK’tir.<br />TEKNOLOJİ,<br />“bilginin, sanayideki işlemlerde sistematik olarak uygulamaya alınması” (2) anlamına gelir. Toplumsal olarak kabul görmüş ve ANLAM KAZANMIŞ BİLGİLER teknoloji olarak ifade edilmektedir.<br />Kısaca TEKNİK, Atabek’in belirttiği gibi, “bir şey elde etmenin bilgisidir”. Teknikten ortaya çıkan TEKNOLOJİ ise bu bilginin toplumsallaşması, toplumsal anlam bulması, özetle BİLGİNİN SOSYALLEŞMESİdir.</p><p>Özellikle DİJİTALLEŞME ile birlikte elektronik çağ yerini DİJİTAL ÇAĞA bırakmaktadır. Ancak dijital kavramı, bu çağı tam olarak kapsayamamaktadır. Elektronik ve dijital ortamlar yakınsama (bütünleşme) özelliğiyle birlikte bütünleşik bir yapı kazanmaktadır. Bu nedenle İÇİNDE BULUNULAN DÖNEM BİLİŞİM ÇAĞI olarak ifade edilebilir.</p><p><strong>Akışkanlık ve sosyal medyanın doğuşu</strong></p><p>Bireyler arası paylaşılan İLETİLERİN DİJİTALE DÖNÜŞMESİ ile dönüşmesiyle birlikte, zaman ve mekan sıkışması yerini akışkan zaman ve sanal mekanlara bırakmıştır. Akışkanlık iletişim ve en önemlisi SOSYALLEŞMENİN ANLAM DEĞİŞTİRMESİNE SEBEP olurken, bu ihtiyaçların yeni araçlarla yani SOSYAL MEDYA İLE KARŞILANMASI gerekmiştir. Y KUŞAĞInın yüzde 83’ünün akıllı telefonlarıyla uyuduğu gerçeği, bu kültürün en güzel göstergelerindendir.</p><p>Sosyal medyanın en belirgin özelliği, içerik yönetiminin kullanıcıya da geçmesidir. “İÇERİK KRALDIR” söyleminden yola çıkarak artık web 1.0’ın pasif kullanıcısı, günümüzün aktif içerik yöneticisi olmuştur. Web 2.0’la birlikte SOSYAL MEDYA; karşılıklı iletişim sürecinde okuyucunun içerik sağlayıcıya dönüştüğü ya da içerik okuyucusunun da içerik sağlayıcısı olduğu ortamdır. İÇERİK SAĞLAYICI OLMAK BİREYİN BİLGİNİN DE ÜRETİCİSİ OLMASINA NEDEN olmuştur. BİREY; teknolojiyi fütursuzca kullanmadan kaynaklanan “teknoloji obeziteliği”, “gelişmeleri kaçırma korkusu” (fear of missing out), sanal ilişki bağımlılığı, internet dürtüleri, bilgi fazlalığı, bilgisayar bağımlılığı gibi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır.</p><p><strong>Büyük veriden akıllı veriye geçiş</strong></p><p>Okuyucunun İÇERİK SAĞLAYICISI olduğu ve KULLANICI DAVRANIŞININ İZLENEBİLDİĞİ sosyal medya beraberinde BÜYÜK VERİyi de getirmiştir.<br />BÜYÜK VERİ (big data) ise yerini zamanla AKILLI VERİye bırakmaktadır. Akıllı veriyle birlikte, ‘GERÇEK OLAN’ karbon ve kimyasalla ifade edilirken, ‘SANAL OLAN’ ise silikon ve dijitalle açıklanmaktadır. Gerçek ve sanalın iç içe geçtiği ortamda YAPAY ZEKA araçları gün yüzüne çıkmaya başlamıştır.<br />ROBOTLAR, yakın bir tarihte her türlü görevi üstlenecek özellikleri kazanacaktır. Teknolojik araçlardaki SESLİ ASİSTANLAR, bunun ilk göstergelerindendir. Bu asistanlar içinde Türkçe desteği bulunan SİRİ UYGULAMASIyla, yaşanan etkileşimli iletişim dikkat çekmeyi başarmıştır. Sorulan sorulara mantıklı yanıtlar vermeye çalışan SİRİ, aralarda şaşırıp “yoğun veri kümesi devrelerim ısındı” yanıtını verebilmektedir.</p><p><strong>Dokunmatik toplum ve tüketim çılgınlığı</strong></p><p>Dijital toplumların bir diğer özelliği de ‘DOKUNMATİK’ oluşlarıdır. Dokunmatik toplum, ekonomi temelli yaklaşımların bir ürünüdür. KAPİTALİST SİSTEM, üretim ve tüketim olgusunu TEKNOLOJİ üzerinden yürütmektedir. TEKNOLOJİK YENİLİKLER, üreten ve emekçinin kazandığını harcamasına olanak sağlamaktadır. Özellikle dokunmatik sistemle çalışan ürünler BU TÜKETİM ÇILGINLIĞInı beraberinde getirmektedir. İletişim pratiklerinin teknolojik bağımlılıklarıyla birlikte, MEDYA (iletişim ortamı) bireylerin fiziksel bir parçası olmayı başarmıştır.</p><p>Geçmişten günümüze medyanın dijital temelli dinamikleriyle dönüşmesi ‘YENİ MEDYA’ olarak ifade edilmektedir. Tablet ve mobil cihazlar için üretilen dokunmatik sistemlerle birlikte KULLANICILAR, yeni arayüzlere HIZLICA ADAPTE OLMAKTADIR. Ancak bu ARAYÜZLER tamamiyle dokunma üzerine tasarlanmıştır. Bireyin ekranla kurduğu bu ilişkide, arayüzler kadar özellikle tasarlanan UYGULAMALAR da önemli konumdadır. Bu teknoloji için üretilen uygulamalar kullanıcılara yeni alternatif özellikler sunmaktadır.</p><p><strong>Bizim dokunmatik hapishanemiz</strong></p><p>DOKUNMATİK TOPLUM, Foucault’un ‘HAPİSHANENİN DOĞUŞU’ çalışmasındaki yaklaşımla birebir benzeşmektedir.<br />Bu yaklaşımda;<br />hapishanede bulunan HERKES KONTROL EDİLMEKTE ve GÖZETLENMEKTEDİR. Ancak gözetleyen ve kontrol EDEN kesinlikle GÖRÜLMEMEKTEDİR.<br />İşte bu GÖRÜNMEME DURUMU, aynı şekilde dokunmatik toplumda da aynı şekilde gerçekleşmektedir. Kontrol mekanizması bulunmakta, HER TÜRLÜ veri ve kişi KONTROL EDİLMEKTE, ancak KİMSE bu kontrol sistemini bilmemekte ve görmemektedir.</p><p>Teknolojik ve eleştirel yaklaşımlar bizlere doğru ve yanlışı göstermeye çalışmaktadır. Bize göre geniş çaplı, dünya gözüyle ufacık bir oyun oynanmaktadır. Bu genişlik içinde oynanan oyundan haberdar olunmamaktadır. Bu oyunun şu anki adı KAPİTALİZMdir.<br />Kapitalizm, DÜNYAYI YÖNETMEKTE ve KONTROL ETMEKTEDİR. Kısaca bu yönetimi daha akılcı ve daha sağlam bir şekilde gerçekleştirebilmek için dönemsel olarak OYUNUN İÇİNE BİRBİRİNDEN FARKLI ya da birbirine yakın YENİ OYUNCAKLAR sunulmaktadır. Gerçek ve sanal arasındaki köprü olan YENİ MEDYADA kullanılan DOKUNMATİK SİSTEM oyuncakları bu sistemi ayakta tutmaya çalışmaktadır. Bu vesileyle oynanan oyunda ÜRETİLEN VERİLER yeni kültürü oluşturmakta ve bu kültür topluluğu ‘DOKUNMATİK TOPLUM’ olmaktadır.</p><p>DOKUNMATİK TOPLUM olgusu gücüne güç katarak yoluna devam etmektedir. Günümüzde İNTERNET kullanımının indiği yaş, hızla artan AKILLI TELEFON kullanıcı sayısı düşünüldüğünde GELECEĞİN daha da TEKNOLOJİ temelli bir ortamda gerçekleşeceği yadsınamaz bir gerçektir.<br />Dolayısıyla BİZLERİ GELECEKTE; görsel, dokunmatik ve kişisel temelli teknolojiler beklemektedir.<br />SONUÇTA, ya bu teknolojiye AYAK UYDURACAĞIZ ya da bu sistem içinde YOK OLACAĞIZ.▪️Medya ve güç ilişkisi</p><p>MEDYA; bireylerin düşüncelerini, hislerini ve hareketlerini bir biçimde şekillendirmekte ve etkilemektedir. Herbert Marcuse’un belirttiği gibi, HER ŞEY sadece BİR OYUNDAN oluşmaktadır. Aynı şekilde oyunu doğru kontrol edip medyaya içerik aktaranlar ise Herold Innis’in vurguladığı gibi İMPARATORLUKLARINI SÜRDÜREBİLMEKTEDİR. Bu bağlamda MEDYA ve İMPARATORLUK tam olarak birbiriyle ilişkili bir yapıda olmaktadır. Innis’e göre uygarlık tarihini yapan ve değiştiren iletişim teknolojisidir.<br />İLETİŞİM TEKNOLOJİSİ, her ne kadar ÖZGÜRLÜKÇÜ bir yapıya sahip olduğu belirtilse de aslında SANSÜRLÜ bir yapıyla işletilmektedir. İmparatorlukların iletişim teknolojileriyle türediğini ve bu araçları kontrol edenlerin ayrıca DÜNYAYA HÜKMEDEBİLECEĞİNİ vurgulayan Innis’e göre, İLETİŞİM ARAÇLARI ve TEKNOLOJİ birbirinden kesinlikle AYRILAMAZ.</p><p>DİJİTAL DÜNYA bir meta olarak PAZARLANMAKTADIR. “Dijital, yaşamı gerçek olandan daha iyi yapar” (Digital makes life better than the real) söylemi BİREYİN İÇİNDE YAŞADIĞI ORTAMI özetlemektedir. Dijital, TOPLUMA BENİMSETİLMEK istenmekte, kullanıcılar da dijitalin İYİ TARAFLARINI GÖREREK kullanmakta ve bu nedenle dijitalin DİĞER YÜZÜ GÖRÜNEMEMEKTEDİR. Benimseyip benimsememek BİREYE AİT OLMASI GEREKİRKEN, bunun tersine “ya kullan ya da bu diyardan git” söylemi DAYATILMAKTADIR. İnsan ve teknoloji arasında vazgeçilmez bir ilişki kurulmuştur. 2020 Yılında beklentiler 8 milyar insanın karşısında 30 milyar akıllı şey ve 40 zetabayt boyutunda BÜYÜK VERİ olacağı yönündedir. Bu durum da TEKNOLOJİ BAĞIMLISI BİR TOPLUM olgusunu pekiştirecektir. 2020 yılında da dünyada yaşayan her bir insanın, ortalama yedi adet, internete bağlı cihaza sahip olacağı öngörülmektedir. Nesnelerin birbirleriyle olan iletişimi, beraberinde AKILLI VERİyi ortaya çıkaracaktır.</p><p><strong>Bireyler tek makineyle kontrol altına alınacak</strong></p><p>Kelly’nin de belirttiği gibi KESİNTİSİZ ÇALIŞAN sadece TEK BİR MAKİNE vardır. Her şeyin bağlantılı olduğu makineyle birlikte DUYGULARIMIZ DA AKILLI VERİLERLE GÜNCELLENECEKTİR. Gelecekte akıllı, kişisel ve çevremizi hissedebilecek TEK MAKİNEYE HAZIRLIKLI OLMALIYIZ. Bilgi, ikna, karar ve onaylama süreciyle gerçekleşen yeniliklerin yayılması durumu sonrasında BİREYLER tek makineyle KONTROL ALTINA ALINACAKLARDIR. Kelly’ye göre insanlar makinelerin genişletilmiş duygularıdır. 2040 yılında makinenin (tek küresel makine) toplam işlem kapasitesi, bütün insanlığın işlem kapasitesini geçecektir. Bu noktada BÜYÜK VERİ olgusu yerini AKILLI VERİye bırakacaktır. Bireyler düşünen, karar veren makine ve uzantısı olan akıllı verilerle donatılacaktır.</p><p>Yazının başında değindiğim gibi; teknolojik iletilerle birlikte genişleyen İNSAN tekniyuma DÖNÜŞMEKTEDİR. Kültür, teknolojiler bağlamında yenilenmektedir. Artık İDEOLOJİLER ve ETKİLEŞİMLİ ORTAMLAR;<br />kontrol ediliyor ve BİREYLERE DAYATILIYOR. Kısaca tekniyum ideolojiktir. Anlık, zamansız ve sanal mekanlarla birlikte bireyler için ortaya çıkan ÖNEMLİ SORUN;<br />iletişim teknolojisinin hızlı gelişimi değil, iletişime dair TOPLUMSAL İLİŞKİLERİN sermaye tarafından SÖMÜRGELEŞTİRİLMESİDİR. Foucault’un da belirttiği gibi tekniyumla birlikte BİREYLER;<br />bilginin nesnesi olma yönünde hızlı adımlarla yol alacak ve bireyler için nesne-özne ilişkisi iç içe geçip sıradanlaşacaktır.</p><p>(1) Teknoloji yazarı Kevin Kelly’nin Türkçeye “TEKNİYUM” olarak kazandırılan kavramı, teknoloji ve doğa/yaşam arasında bir analojiden doğmuştur. Tekniyum artık dünyamızda doğa gibi büyük bir güçtür. Teknolojinin canlı bir meta organizmaya dönüşmesi tekniyum olarak açıklanabilir.</p>]]></content:encoded></item><item><title>Beykoz’u Seviyorum Ama…</title><link>http://www.beykoztakip.com/beykozu-seviyorum-ama-902h.html</link><dc:creator><![CDATA[Hüseyin OKUMUŞ]]></dc:creator><pubDate>Sat, 20 Mar 2021 13:29:04 +0000</pubDate><category><![CDATA[YAZARLAR]]></category><guid isPermaLink="false">http://www.beykoztakip.com/?p=902</guid><description><![CDATA[Tam anlamıyla demokratikleşmeyi içine sindirememiş bir Belediye yönetimiyle Halkın tam anlamıyla yerel yönetimden istediklerini alamamış.
Spor kulüpleri problemleri çözülememiş.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Kültürel etkinlikler siyasi ipotek altına alınmış Güzel Beykoz da hala ayrımcılık var, belki insanların renkleriyle değil; görüşleriyle, düşünceleriyle, giyim-kuşamıyla&#8230; Beykoz da hala ekonomide istediği durumdan çok uzak yerli halk, işsizlik problemi, gelir dağılımı eşitsizliği, gelir düşüklüğü ile iki bölgede yaşayan villalar ve gecekondular arasındaki yaşam farkı&#8230;Hala bu bölgeye sahip olmaya çalışan sermaye ve siyasi rantiye ile kapatılan fabrikaların yerine yenilerinin yapılmaması Hala ormanlık alanlarımızın devletimizin ve belediyemizin gözü önünde yok edilmesi. Hala Beykoz u yasalarla korumaya çalışmıyoruz. Çeşitli belgelerle yerli halka 2-B ya da Osmanlı tapusu veya Yunanistan daki dedemin yeri diye belgelerle halkın kapısına dayanan mütahitler miras zadeler ya da hukuk danışmanları.</p><p>Hala imar affı olmadı ecri misil vergi ya da değişik argümanlarla halkın kapısına dayanan yerer yönetimlerle devlet kurumları Hala iş ahlakından yoksunuz: hortumcular, rüşvetçiler, çeteler, baronlar ve iş patronları hep kendi ceplerini doldurmaya bakıyor.<br />21. yüzyıl dünyasında yukarıdaki problemler hala Beykoz &#8216;un gündeminde.<br />Birer Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak tüm bu problemlere kafa yormak gerekmiyor mu? Daha fazla demokrasi, daha geniş özgürlükler, daha Halkçı yaklaşımlar dolayısıyla daha çağdaş ve güçlü bir BEYKOZ &#8216;için şimdi tam zamanı.</p><p>Yerer yönetimler yaklaşmakta bizler Beykoz u koruyacak, bu sorunlara siyasi yaklaşımla değil yaşanabilir bir Beykoz</p><p>Sevilebilecek bir Beykoz</p><p>Geleceğe miras bırakılacak bir Beykoz</p><p>Sevgisini verebileceklere yetkiyi vermeliyiz</p><p>İşte tamam bu diyebileceğimize</p><p>Saygılarımla</p>]]></content:encoded></item></channel></rss>